|
|
Orhan Birgit - 23/06/2009
Yargıç Baskıdan Şikâyet Ediyorsa ?
Haberi önceki gün iki gazetede okuduktan sonra bir tatil günü olmasına bile aldırış etmeden Adalet Bakanı'ndan gelecek açıklamayı beklemeye karar verdim.
Pazar günkü o beklentim dün de bu yazıyı yazmaya başladığım saate kadar sürdü.
22 Haziran Pazartesi. Saatler tam 14.00'ü gösteriyor. Bilgisayar başındayım. Ama gözüm ve kulağım aynı zamanda, Adalet Bakanı'nın o haber için yapacağı açıklama için hazır.
Sadece Bakan Nihat Ergün değil; Hükümet Sözcüsü Çiçek de bu konuda ağzını açmadı.
AB'ye giriş sürecimizi hızlandırmak amacıyla dün, topluluğun Ankara'daki Büyükelçilerine bir öğle yemeği veren ve bu yemekte, Türkiye'nin demokratikleşme yolundaki gelişmelerini anlatan Başbakan Erdoğan için de bulunmaz bir fırsat olurdu, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Necat Ede'nin , "Hurşit Tolon'u tahliye eden hâkim Haberal'ı da salıverecek" haberleri bazı "F tipi" medya organlarında yayımlanınca Adalet Bakanlığı'nın kendisi hakkında soruşturma açtığını, dahası kurumsal bir muhasara altına sokulduğunu söyleyerek davadan çekilmesinin niçin asılsız olduğunu anlatması da..
İnatla AB kapısının açılması için bekletilmekten yorgun düşen bir ülkenin başbakanı olarak Erdoğan pekâlâ bu tür haberlerin kendi tansiyonunu da oynatarak sağlık durumunu sarstığını; oysa Türkiye'de adaletin bir iktidar baskısı altında bulunmasının söz konusu olmadığını, o uzun yemek masası çevresinde kendisini dikkatle dinleyen Büyükelçilerle paylaşmak isteyebilirdi.
Yapmadı. Belki de söyleyeceklerinin inandırıcı olmayacağını bildiği için üstlenmek istemedi bu tür bir yapay açıklamayı..
Daha doğrusu ne Erdoğan, ne de onun başkanlık ettiği hükümette sözcü-başbakan yardımcılığı görevlerini üstlenmiş olan Cemil Çiçek ile çiçeği burnundaki Adalet Bakanı 2009 yılı Haziranı'nda son yarım yüzyılın en karmaşık ve politik davasını çözmeyi üstlenen özel yetkili mahkemelerin birisinde heyet başkanlığı yapacak kadar mesleğinde deneyim kazanmış bir yargıcın "baskı altında" olduğu yolundaki şikâyetine önemle eğildiklerini söyleyemediler.
Tarafsızlığımdan kuşkum yok ama..
Necat Ede, "tarafsızlığımdan tereddüdüm yok.
Ancak yargılanan kişilerin de yargının yansız ve adil olduğuna inanması gerekir" diye çekilme istemi gerekçesini, Prof. Mehmet Haberal'ın avukatları tarafından yapılmış olan tahliye isteği dosyasına yazdırıyor.
İki üye arkadaşının bu isteği anlayışla karşılamaları üzerine de cübbesini çıkartıp kürsüyü terk ediyor.
Öylece, adalet tarihimizin sayfalarında, Ergenekon davasına ayrılmış bölümlerin baş kısımlarında, bizzat bir mahkeme başkanının baskı altında kaldığını kaydeden şikâyetleri gelecek kuşakların hukuk ve siyasal tarihini yazacaklar için bir ipucu şifresi olarak yer alıyor.
Çoğu yaşını almış, vücutlarını çeşitli rahatsızlıklar kaplamış bir düzine aydın Türk vatandaşı, bu ucu açık soruşturmanın şüpheliler listesinde adları geçtiği için tutuklu olarak bulunuyorlar. Aralarında sağlık durumları tehlike sinyalleri verenlerin listesi bir hayli uzun.
Necat Ede çekilmek zorunda bırakıldığı için salıverilme talebinin ne olacağı bu satırlar yazılırken bilinmeyen Haberal'ın yanı sıra, kanser ve kalp rahatsızlıkları tehlike sınırlarını geçmekte olan eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Mustafa Yurtkuran, salıverilmek şöyle dursun hastane raporuna rağmen yanına eşi sokulmadan bekletiliyor!
Hepsi yöneticilikleri sırasında yargının türban yasağı kararını üniversitelerinde uyguladıkları için F tipi medyanın "tehlikeliler" listesinde yer almış bilim adamlarından adeta öç alınmak amacıyla açılmış olduğu söylentilerinin giderek yaygınlaştığı bir soruşturma tablosu var karşımızda.
F tipi medya yazıyor. Adalet bakanı yazılanları suç duyurusu kabul edip yargıçlar için soruşturma açıyor.
Ve yargıç baskılardan şikâyet ederek cüppesini bırakmak zorunda kalıyor.
Aman dikkat edelim. Yanlış adımlarla Osmanlı şairinin "kadı ola davacı, muzir dahi şahit. Ol mahkemenin hükmünden." diye başlayan dizelerini yeniden yaşama geçirecek bir şey yapmayalım.
|
|